aslında seviyorum seni...
hani bir bıçağın keskin yerini avucunun içine bile isteye vurmak gibi bu sevgi.
zor, inatçı...
yok yok. mazoşizmde değil melankoli de...
belki biraz şizofreni
seviyorum seni ben...
jargonumu bozarcasına, aklımı yerinden çıkartıp yerine bambaşka şeyler koymak pahasına sırf yüreğimi senden soğutmamak için.
o hani sıcak su koyup ayaklarımıza koyduğumuz plastikimsi su şeysileri vardı ya hani... ondan bir tanesinin içine senin sevgini koydum yüreğimin üzerinde tutuyorum sevgini unutmamak için.
zamanı gelebilebilincene içebilmek için.
hayvanım aslında ben biraz evet. böyle birşey yazarken bile kelimelerle çocuklaşıyorum. hala büyüyemedim aslında. dışım büyüse içim çocuk kalıyor. içimdeki büyük uyanınca çocukluğum ağlıyor içimde... hiç yaşamadığım. yaşatamadığım... gözyaşlarım çok benim. bakma... içime akıyor tamamen. içimde bir gözyaşı arıtma tesisi kurdum. akıttığımı geri döndürüyor yine kullanıyorum. maksat tuz'dan tasarruf...
görüyormusun olmuyor işte. susmuyor içimdeki çocuk. durmuyor... anla işte. çocuğum ben çocuk... çocukluklarımı hoş görsen ne olur sanki? hep mi olgun olmalı aşk?
biraz da ben çocukluk yapsam... hiç yapamadım inan. biraz olsun yaşamam lazım belki de... bilmiyorum. içimden geldiği gibi davranmakla mı hata yapıyorum ki ben?
hep neden kendimde hata arıyorum ben?
ben... seviyorum. nasıl sevdiğimi bile bilmeden.
sormamalı, sorgulamamalı... oluşuna , gelişine, karambolden bir vole .... bak yine! lan çocuk sus. cıx cıx.
hiç tanışmamış gibi sevmek gibi gibi ... öle birşey işte. offf... anlatamam ki ben derdimi.
ipimi koparmış gidiyorum gibi. yine kendime sus dediğim anlardan biri. sus recep sus. bak ağlayacaksın az kaldı.
susmamak istiyorum. bir not defteri tutuyorum kaç günlerdir... dur bakalım. şafak 294 mü? 93 mü... öle bişi... yani! off
çok olmuş beh.... ama yetmez o defter. hazır çıktık almak lazım bir yenisini... çünkü bitti bittiyor. belli.
yazmışım çok... neden? amacım neydi. bilmiyorum ki. gün gelince bırakacağım eller.. bırakmak? cesaret edebilir miyim ki vermeye ? işte benim sorunum. dışarıdan görünmeyen... beklenilmeyen. korkak bir çocuğum aslında ben severken. desin ki biri cehennemin dehlizlerine gir şeytanlarla dövüş! desin ki biri cennetten bir meleğin kopar kanatlarını, cehenneme gönder maksat puştluk olsun diye... yaparım. maksat vakit geçsin. eğlence çıksın. iki muhabbetini edebileceğimiz aksiyonlar peydah olsun. ama peydah olmuş aşkını, aşık olduğuna, aşıkçasına, aşk içerikli kelimelerden oluşturduğun aşık cümlelerle... böyle bozuk bölük pörçük patlak çatlak... söyle lan işte.
söyleyemem ki ben.
bak itiraf ediyorum işte korkağım?
Recep... koca çocuk. herkesin çok şey beklediği... beklentisizliğini kaybetmeye mi gidiyorsun ince ince... vardır sebebin kendince. ama yapma be oğlum etme.
neyse
demek istediğim
ben seni seviyorum
biliyor musun ki?
bilmiyorsun...
daha sana söyleyeceğim şarkılar var. ben playlist'i bile hazırladım. arkamda bir grup ben o çatlak, o boktan sesimle sana şarkılar söyleyeceğim. sus diyeceksin şarkının içine ettin. bırak söyleyenden dinleyelim.
demir demirkan söylesin ya da kazım koyuncu. yakışmayacak sesime... ama dilime çok yakışıyor bir çoğu.
bilmiyorsun işte sende. beni suçluyorsun. suçlu değilim ben! korkağım sadece... ne olur biraz cesaret versen bana? ne olur ki?..
belki de sevmiyorsun beni. bak bu da bir düşünce... cesaretsizliğin getirdiği. tamamen!
ağlıyorum ulan sevgimden. her gün arabesk şarkıları ister istemez dinlerken 30 küsür herif içerisinde yalnız ben... içime içime. sessizce. söylemeden. ne sen biliyorsun ne de en yakınımdaki.
bilmiyorsun işte.
o yüzden soruyorum zaten
biliyor musun ki?
bilmiyorsun.
sus öyleyse...
Bayram
Bugün bayram erken kalkın çocuklar...
kalktık!
giyelim en güzel elbiseleri...
kamuflaj.
elimizde taze kır çiçekleri...
g-3
üzmeyelim bugün annemizi...
anne mi??...
canım sıkkın...
sikerim.
bayram bayram asabımı bozmayın.
kalktık!
giyelim en güzel elbiseleri...
kamuflaj.
elimizde taze kır çiçekleri...
g-3
üzmeyelim bugün annemizi...
anne mi??...
canım sıkkın...
sikerim.
bayram bayram asabımı bozmayın.
ŞizoŞems'in Devamı...
vakit çok geç abi...
tut ki şizo şemsettin sensin
ya da benim...
ya da sen şemsettin değilsin
belki de ben işkembe değilim.
belki de işkembeydik ikimiz
kedinin biri yedi.
belki biz bizde değildik
zaman kötü be abi...
gel katalım şemsettini de aramıza.
hem ne farkeder ki zaten! ha birimiz işkembe, ha iskemle, ha şemsettin...
maksat şiiri güzel okuyabilelim.
zaten yazasım gelmiş bak bırakmıyor peşimi...
yazmamak lazım şemsettin. zaman kötü...
bırakmıyor peşimizi anılar.
ben iskemle olsam sen işkembe...
senin anıların kedi olur, benim anılarım insan.
bir damla gözyaşı, belki siler korkularımızı ama...
zaman kötü abi.
saldırgan görünen çocuk yüreklerimizi,
ki onlarda birer iskemle ve işkembedir yeri geldiğinde.
saklamak lazım.
ya gel cebime koyalım, ya da izin ver şapkana saklayalım.
ama abi vakit kötü...
ne akrep olmak ne de yelkovan
ne de vakit çok geç diye tekrar etmek plak bozması bir nakarat misali...
kar etmez bu saatten sonra
vakit
ister erken ister geç olsun
dün de kötüydü,
bugün de kötü...
yarın!..
aman abi, dikkat etmek lazım...
vakit kötü.
bunların hepsi bir kenara da abi...
biz
adam gibi adam olmaya bakalım,
adam gibi sevip.
_______________________________
tam da şizoşems şiirinin üzerine bu çıktı ince ince... zaten şiiri dinlemeden önce "bu nöbetler adamı şizofren eder" demiş bulunduk. kabul görülsün.
Şiirdeki "abi" Tayfun ALAYLIOĞLU'dur...
tut ki şizo şemsettin sensin
ya da benim...
ya da sen şemsettin değilsin
belki de ben işkembe değilim.
belki de işkembeydik ikimiz
kedinin biri yedi.
belki biz bizde değildik
zaman kötü be abi...
gel katalım şemsettini de aramıza.
hem ne farkeder ki zaten! ha birimiz işkembe, ha iskemle, ha şemsettin...
maksat şiiri güzel okuyabilelim.
zaten yazasım gelmiş bak bırakmıyor peşimi...
yazmamak lazım şemsettin. zaman kötü...
bırakmıyor peşimizi anılar.
ben iskemle olsam sen işkembe...
senin anıların kedi olur, benim anılarım insan.
bir damla gözyaşı, belki siler korkularımızı ama...
zaman kötü abi.
saldırgan görünen çocuk yüreklerimizi,
ki onlarda birer iskemle ve işkembedir yeri geldiğinde.
saklamak lazım.
ya gel cebime koyalım, ya da izin ver şapkana saklayalım.
ama abi vakit kötü...
ne akrep olmak ne de yelkovan
ne de vakit çok geç diye tekrar etmek plak bozması bir nakarat misali...
kar etmez bu saatten sonra
vakit
ister erken ister geç olsun
dün de kötüydü,
bugün de kötü...
yarın!..
aman abi, dikkat etmek lazım...
vakit kötü.
bunların hepsi bir kenara da abi...
biz
adam gibi adam olmaya bakalım,
adam gibi sevip.
_______________________________
tam da şizoşems şiirinin üzerine bu çıktı ince ince... zaten şiiri dinlemeden önce "bu nöbetler adamı şizofren eder" demiş bulunduk. kabul görülsün.
Şiirdeki "abi" Tayfun ALAYLIOĞLU'dur...
Bu Nöbetler Adamı Şizofren Eder
Dün ilk nöbetimi tuttum.
2-4... hayırlısı olsun bağalm!
şimdi arkadaş nöbette uyumamak için yemediği bok kalmıyor insanın, onu anladım.
mesela bugün gördüğüm bütün ışıklara bir isim verdim.
daha doğrusu, tanıdığım bildiğim insanların isimlerini taktım onlara...
sevdiğim, sevmediğim, tiksindiğim, nefret ettiğim, bağlı olduğum, kopamayacağım, oturduğum sitedeki komşularım, bir kaç okul arkadaşı, muhabbetini sevdiğim üç beş dost, geçmişte iş yaptığım insanlar, vefatla ya da zaman içinde koparak, koparılarak, kopmak zorunda bırakılarak zamanın ya da şartların neticesinde....
kısacası hayatımdan gelmiş geçmiş herkes artık 2 nolu'da (2 nolu nizamiye'de adı... kısaca iki nolu işte)
karşımda olacak.
ve hepsiyle konuşacağım...
bulurum elbet konuşacak birşeyler! hem zaten içimdeki tüm pisliklerden, zihnimdeki, gönlümdeki çöplerden arınmaya diye gelmedim mi bu askerliğe ?
bir çoğundan arındım... kendi kendime konuşarak!
şimdi biraz da onlara anlatayım, kusayım içimdekileri... benim gibi bir insanın neden birilerinden nefret ettiğini ? neden birilerinden rahatsız olduğunu? neden tiksindiğini dökeyim bir bir.
belki daha parlak yanarlar! yüz kızarması olarak sayarım. belki sönerler... onu da yerin dibine geçmek farzederim.
hepsine bir bir sayarım hatalarını! sırf kalp kırmamak için, yarın öbürgün karşılaştığımızda yüzyüze bakabilelim diye ( sanki gereği varmış gibi ) söylemediğim herşeyi bir bir söyleyim. herşeyi tek tek anlatayım.
sevdiklerimle ise dertleşeyim.
-20 derece soğuğunda erzincan'ın, onların hayali sohbetleriyle yüreğimi ısıtayım buz gibi tüfeğimi tutan ellerim titrerken.
gelecekte sevebilecek olduklarıma kendimi anlatayım, tekrar tekrar... onu tanımak daha kolay olsun diye sonradan. alışalım ince ince...
isimi olan olmayan, onları da seçtim aslında. =)
ben döndüğümde, yabancı olmayacağım hiçbirine...
o ya da onlar alışma süreci geçirecekler sadece...
üstelik, hepsini de özleyeceğim. çünkü ben onları tanıyorum ki, ben onlarla muhabbet bile ediyorum...
neyse uzatmayalım
uzak ya da yakın...
herkes karşımda bir ışık.
kimisi sönük, zor seçiliyor.
kimisi de parlak, ışıl ışıl...
hatta kimisi var ki, gözüme çarpıyor, uyumamı engelliyor.
=)
herkes bir ışık.
kimisini ben söndüreceğim, kimisi kendi sönecek, kimisi belki göç edip bu dünya'dan nurunu öte tarafa götürecek ama...
kimisi, yüreğimde hep bir ışık... hiç sönmeden.
2-4... hayırlısı olsun bağalm!
şimdi arkadaş nöbette uyumamak için yemediği bok kalmıyor insanın, onu anladım.
mesela bugün gördüğüm bütün ışıklara bir isim verdim.
daha doğrusu, tanıdığım bildiğim insanların isimlerini taktım onlara...
sevdiğim, sevmediğim, tiksindiğim, nefret ettiğim, bağlı olduğum, kopamayacağım, oturduğum sitedeki komşularım, bir kaç okul arkadaşı, muhabbetini sevdiğim üç beş dost, geçmişte iş yaptığım insanlar, vefatla ya da zaman içinde koparak, koparılarak, kopmak zorunda bırakılarak zamanın ya da şartların neticesinde....
kısacası hayatımdan gelmiş geçmiş herkes artık 2 nolu'da (2 nolu nizamiye'de adı... kısaca iki nolu işte)
karşımda olacak.
ve hepsiyle konuşacağım...
bulurum elbet konuşacak birşeyler! hem zaten içimdeki tüm pisliklerden, zihnimdeki, gönlümdeki çöplerden arınmaya diye gelmedim mi bu askerliğe ?
bir çoğundan arındım... kendi kendime konuşarak!
şimdi biraz da onlara anlatayım, kusayım içimdekileri... benim gibi bir insanın neden birilerinden nefret ettiğini ? neden birilerinden rahatsız olduğunu? neden tiksindiğini dökeyim bir bir.
belki daha parlak yanarlar! yüz kızarması olarak sayarım. belki sönerler... onu da yerin dibine geçmek farzederim.
hepsine bir bir sayarım hatalarını! sırf kalp kırmamak için, yarın öbürgün karşılaştığımızda yüzyüze bakabilelim diye ( sanki gereği varmış gibi ) söylemediğim herşeyi bir bir söyleyim. herşeyi tek tek anlatayım.
sevdiklerimle ise dertleşeyim.
-20 derece soğuğunda erzincan'ın, onların hayali sohbetleriyle yüreğimi ısıtayım buz gibi tüfeğimi tutan ellerim titrerken.
gelecekte sevebilecek olduklarıma kendimi anlatayım, tekrar tekrar... onu tanımak daha kolay olsun diye sonradan. alışalım ince ince...
isimi olan olmayan, onları da seçtim aslında. =)
ben döndüğümde, yabancı olmayacağım hiçbirine...
o ya da onlar alışma süreci geçirecekler sadece...
üstelik, hepsini de özleyeceğim. çünkü ben onları tanıyorum ki, ben onlarla muhabbet bile ediyorum...
neyse uzatmayalım
uzak ya da yakın...
herkes karşımda bir ışık.
kimisi sönük, zor seçiliyor.
kimisi de parlak, ışıl ışıl...
hatta kimisi var ki, gözüme çarpıyor, uyumamı engelliyor.
=)
herkes bir ışık.
kimisini ben söndüreceğim, kimisi kendi sönecek, kimisi belki göç edip bu dünya'dan nurunu öte tarafa götürecek ama...
kimisi, yüreğimde hep bir ışık... hiç sönmeden.
Zafer
08 / 03 / 2009 Günü Yazılmıştır.
__________________________________
"İlk defa bu sabah
Paramparça hayatım bir bütün
Sadece bir gece
Seninle EKSİKSİZİM"
Demir DEMİRKAN'ın bu sözlerinde yatıyor aslında aradığım aşk... Farkındayım. Farkındayım çünkü aşktan yana paramparça hayatım. Farkındayım çünkü okuduğumda, dinlediğimde, aklıma geldiğinde yüreğime bir taş, boğazıma bir yumruk gibi oturuyor bu şarkı! Farkındayım çünkü bütün çapkınlık muhabbetlerinin altında duygularıma kapılmayan biri görüntüsü çizme mücadelesinde hayatım...
"Yokolup gitsemde
sonumu görsemde
ölümü tatsamda
yenilmem yine de
yitip gitsemde
sonumu bilsemde
ölümü tatsamda
yenilmem yine de
SENİN İÇİN BÜTÜN ZAFERLERİM"
Tüm zaferlerimi sevdiklerim, daha doğrusu yanımda zannettiğim; onlarında beni, benim onları sevdiğim kadar sevdiklerini düşündüğüm insanlar için kazandım.
Umursamaz olduğumdan, kendimi "kimseye(!)" kanıtlama ihtiyacı hissetmediğimden, büyük zaferler elde etmeden de hayatımı idame ettirebildiğimden ötürü özgüvensiz insanların "zafer" sandıkları ufak tefek hayali yalanlarla tatmin olma ihtiyacı hissetmedim. Ne zaman ki hayatıma birileri girdi... işte o zaman, sevdiklerimin de zafer olarak gördüğü aslında yalan, saçma olan en azından bana öyle görünen "zaferler" kazandım. "çünkü yalanı elde etmek dürüstler için her zaman çok basittir!"
Çünkü sevdiklerimle birlikte olunca, o iki hayat birleşince, ucundan bucağından; bence yalan olan, Dünya'nın gerçeği haline gelmiş "zafer"! yani aslında Dünya'nın çarkı, dişlisi, boyunduruğu, ikili bir hayatı idame için şart oldu... işte o zamanlar tüm zaferlerimi sevdiklerim için elde ediyordum. Çok iyi hatırlıyorum! en son geçen yıl bu zamanlar dinlemiştim "zaferlerim" şarkısını.En son geçen yıl bu zamanlar zaferler kovalıyordum. uzun zamandır aklımdan sildiğim bu şarkı çoğu insan için sadece şarkı iken benim için zaferlerden daha da gerçek. Geçenlerde radyoda denk gelince tekrar dinleme olanağı buldum... Değiştirme fırsatım olsa değiştirirdim. Çünkü burada - asker ocağında - gerçeklerden çok hayaller lazım insana... Kabul ediyorum evet! Her zaman acı da olsa gerçeğin mazoşist cezbediciliğinden vazgeçmeyen ben, insan zihnine ve yüreğine narkoz, sakinleştirici, uyuşturucu etki eden hayallerin peşindeyim burada!..
Çünkü burada zafer kazanmaya değer bir insan giremez hayatıma! Eskaza girse de buradan bir zafer kazanmanın olanağı var mı?!burada sadece gün doldurulur, bu süre zarfında problemsiz ve rahat bir askerlik yapıp zarar görmeden askerliği bitirmek olabilir en büyük zafer... Böylesi bir saçmalığa da zafer demek imkansızdır! Fazlasıyla açıktırki bu durum yalan gördüğüm sahte zafer saçmalıklarından bile daha yalandır. buradaki gün elbet er ya da geç dolacak... O zaman sahte de olsa Dünya'nın zafer boyunduruğunda bir dişli olup türlü luzumsuzlukları sırf "senin için" diyebileceğim birine armağan edebilirim! ama bunun için de :
"ilk defa bu sabah
Huzurlu, sakin kayıp ruhum"
Dün gece hayata SENİNLE YENİDEN DOĞDUM"
diyebileceğim biri olmalı... Daha doğrusu bunu dedirtmeli karşımdaki kişi!
Tabii artık bana "yeniden doğmuş" hissi uyandırabilecek bir kadın kalmışsa
yalan Dünya'da
yalan Zafer'lere layık!..
__________________________________
"İlk defa bu sabah
Paramparça hayatım bir bütün
Sadece bir gece
Seninle EKSİKSİZİM"
Demir DEMİRKAN'ın bu sözlerinde yatıyor aslında aradığım aşk... Farkındayım. Farkındayım çünkü aşktan yana paramparça hayatım. Farkındayım çünkü okuduğumda, dinlediğimde, aklıma geldiğinde yüreğime bir taş, boğazıma bir yumruk gibi oturuyor bu şarkı! Farkındayım çünkü bütün çapkınlık muhabbetlerinin altında duygularıma kapılmayan biri görüntüsü çizme mücadelesinde hayatım...
"Yokolup gitsemde
sonumu görsemde
ölümü tatsamda
yenilmem yine de
yitip gitsemde
sonumu bilsemde
ölümü tatsamda
yenilmem yine de
SENİN İÇİN BÜTÜN ZAFERLERİM"
Tüm zaferlerimi sevdiklerim, daha doğrusu yanımda zannettiğim; onlarında beni, benim onları sevdiğim kadar sevdiklerini düşündüğüm insanlar için kazandım.
Umursamaz olduğumdan, kendimi "kimseye(!)" kanıtlama ihtiyacı hissetmediğimden, büyük zaferler elde etmeden de hayatımı idame ettirebildiğimden ötürü özgüvensiz insanların "zafer" sandıkları ufak tefek hayali yalanlarla tatmin olma ihtiyacı hissetmedim. Ne zaman ki hayatıma birileri girdi... işte o zaman, sevdiklerimin de zafer olarak gördüğü aslında yalan, saçma olan en azından bana öyle görünen "zaferler" kazandım. "çünkü yalanı elde etmek dürüstler için her zaman çok basittir!"
Çünkü sevdiklerimle birlikte olunca, o iki hayat birleşince, ucundan bucağından; bence yalan olan, Dünya'nın gerçeği haline gelmiş "zafer"! yani aslında Dünya'nın çarkı, dişlisi, boyunduruğu, ikili bir hayatı idame için şart oldu... işte o zamanlar tüm zaferlerimi sevdiklerim için elde ediyordum. Çok iyi hatırlıyorum! en son geçen yıl bu zamanlar dinlemiştim "zaferlerim" şarkısını.En son geçen yıl bu zamanlar zaferler kovalıyordum. uzun zamandır aklımdan sildiğim bu şarkı çoğu insan için sadece şarkı iken benim için zaferlerden daha da gerçek. Geçenlerde radyoda denk gelince tekrar dinleme olanağı buldum... Değiştirme fırsatım olsa değiştirirdim. Çünkü burada - asker ocağında - gerçeklerden çok hayaller lazım insana... Kabul ediyorum evet! Her zaman acı da olsa gerçeğin mazoşist cezbediciliğinden vazgeçmeyen ben, insan zihnine ve yüreğine narkoz, sakinleştirici, uyuşturucu etki eden hayallerin peşindeyim burada!..
Çünkü burada zafer kazanmaya değer bir insan giremez hayatıma! Eskaza girse de buradan bir zafer kazanmanın olanağı var mı?!burada sadece gün doldurulur, bu süre zarfında problemsiz ve rahat bir askerlik yapıp zarar görmeden askerliği bitirmek olabilir en büyük zafer... Böylesi bir saçmalığa da zafer demek imkansızdır! Fazlasıyla açıktırki bu durum yalan gördüğüm sahte zafer saçmalıklarından bile daha yalandır. buradaki gün elbet er ya da geç dolacak... O zaman sahte de olsa Dünya'nın zafer boyunduruğunda bir dişli olup türlü luzumsuzlukları sırf "senin için" diyebileceğim birine armağan edebilirim! ama bunun için de :
"ilk defa bu sabah
Huzurlu, sakin kayıp ruhum"
Dün gece hayata SENİNLE YENİDEN DOĞDUM"
diyebileceğim biri olmalı... Daha doğrusu bunu dedirtmeli karşımdaki kişi!
Tabii artık bana "yeniden doğmuş" hissi uyandırabilecek bir kadın kalmışsa
yalan Dünya'da
yalan Zafer'lere layık!..
Sokuşturan
HIPHOPotam
zaman:
2:51 AM
Nedir?
Analizdir,
Atardır,
Sancıdır,
Suskun Cevapların Sesidir
yalnız
yalnızlığın sessizliğinde içine yönelip duygularını kontrol edemeyen insanın kaçış noktası kalabalıklar!
dağılın...
bir kez de insanları yalnız bırakın!
mahşer mi lazım illa herkesin kendiyle başbaşa kalması kalabilmesi için?
bilmiyorum ki ? ne gerek ? ne lazım insanın kendiyle başbaşa kalması için...
her insan kaçar! bende kaçıyorum...
bırakın ama... kaçışları olmayın kimsenin! dağıtın şu kalabalıkları. dost meclisleri dağılsın, kitle diye birşey kalmasın!
o kitleselliğin getirdiği çoşkulu heyecanı da silin atın! bir otel odası, bir bank üzeri, bir çöplüğün dibi... yalnız kalsın insanlar! hesaplaşsın kendileriyle. ar'ları, haya'ları ortaya çıksın! gerçekten çıksın. birey halindeyken her boku yiyip kitle içinde ahlak havarisi kesilmekten bahsetmiyorum! her insan bir süre sonra sıkılır ve iç hesaplaşmaya düşer! bırakın herkes hesaplaşsın kendisiyle... bırakın !
dağıtın kalabalıkları... ya da bulaşmayın! mahşerinizi oluşturun! mahşerde vereceğiniz hesabın provasını çekin kendinizce! hatta alın kendi elinizle dikin kefeninizi... ne çıkar! ölümü düşünün biraz. günün birinde gidecek olmayı hesaplayın!
kendi tabutunuzun tahtalarını çakın! kendi mezar tahtalarınızı kesin! kendi mezar taşınızı oyun!.. ne çıkar? çok mu korkarsınız ölümden birden bire... yalnız mı hissedersiniz??
siktirin gidin amına koyim !
dağılın...
bir kez de insanları yalnız bırakın!
mahşer mi lazım illa herkesin kendiyle başbaşa kalması kalabilmesi için?
bilmiyorum ki ? ne gerek ? ne lazım insanın kendiyle başbaşa kalması için...
her insan kaçar! bende kaçıyorum...
bırakın ama... kaçışları olmayın kimsenin! dağıtın şu kalabalıkları. dost meclisleri dağılsın, kitle diye birşey kalmasın!
o kitleselliğin getirdiği çoşkulu heyecanı da silin atın! bir otel odası, bir bank üzeri, bir çöplüğün dibi... yalnız kalsın insanlar! hesaplaşsın kendileriyle. ar'ları, haya'ları ortaya çıksın! gerçekten çıksın. birey halindeyken her boku yiyip kitle içinde ahlak havarisi kesilmekten bahsetmiyorum! her insan bir süre sonra sıkılır ve iç hesaplaşmaya düşer! bırakın herkes hesaplaşsın kendisiyle... bırakın !
dağıtın kalabalıkları... ya da bulaşmayın! mahşerinizi oluşturun! mahşerde vereceğiniz hesabın provasını çekin kendinizce! hatta alın kendi elinizle dikin kefeninizi... ne çıkar! ölümü düşünün biraz. günün birinde gidecek olmayı hesaplayın!
kendi tabutunuzun tahtalarını çakın! kendi mezar tahtalarınızı kesin! kendi mezar taşınızı oyun!.. ne çıkar? çok mu korkarsınız ölümden birden bire... yalnız mı hissedersiniz??
siktirin gidin amına koyim !
Sokuşturan
HIPHOPotam
zaman:
10:07 AM
Nedir?
Analizdir,
Anlamsızdır,
Atardır,
Suskun Cevapların Sesidir
Çocuk
Yarım kalan aşkların baharında kimsesiz,
Hep mevsimlerle sevilmiş, hep mevsimlere yenilmiş.
Bir meçhulün arkasında per perişan.
Bitişlerde en önde koşan, mutlulukta hep korkak,
Bir seviyorum sözünü bile dilinden çıkaramadan!
Kaybetmekten belki de o muhabbetin mutluluğunu…
o mutluluk ki hüznü de içinde barındırır.
hani hep koşan, bir çocuk gibi yorulmadan,
çıplak ayaklarla, güneşin ışığıyla ılınmış topraklar üzerinde ,
nereye koştuğunu bile bilmeden,
maksadı sadece koşmak olan.
amaç gütmeden.
Sıkılan canına oyun olsun diye, durmadan, düşünmeden...
Ayağına batan taşa, parmaklarının arasına girip huzursuz eden toprağa aldırmadan
Sadece koşan
Sonucun nereye çıkacağını bile bilmeyen…
Yarı acı, yarı mutlulukla…
Umutla.
Sadece koşan
Çocuk…
Ben.
Hep mevsimlerle sevilmiş, hep mevsimlere yenilmiş.
Bir meçhulün arkasında per perişan.
Bitişlerde en önde koşan, mutlulukta hep korkak,
Bir seviyorum sözünü bile dilinden çıkaramadan!
Kaybetmekten belki de o muhabbetin mutluluğunu…
o mutluluk ki hüznü de içinde barındırır.
hani hep koşan, bir çocuk gibi yorulmadan,
çıplak ayaklarla, güneşin ışığıyla ılınmış topraklar üzerinde ,
nereye koştuğunu bile bilmeden,
maksadı sadece koşmak olan.
amaç gütmeden.
Sıkılan canına oyun olsun diye, durmadan, düşünmeden...
Ayağına batan taşa, parmaklarının arasına girip huzursuz eden toprağa aldırmadan
Sadece koşan
Sonucun nereye çıkacağını bile bilmeyen…
Yarı acı, yarı mutlulukla…
Umutla.
Sadece koşan
Çocuk…
Ben.
kedicikler
hiç hazzetmediğim hayvanlar listesinin başında gelir kedi.
hani sırnaşsa tekme atarım! o derece...
lakin, iki üç gündür bizim evin bahçesine üç tane yavru kedi dadandı.
süt falan verdik.
bir gün sonra çarşıya çıkarken bir kedi ölüsü gördüm, ezilmiş... muhtemelen annesiydi.
neden bilmem, severken içim acıdı, gözlerim doldu bir an.
ve garip bir tepki ile karşılaştım.
- yarın askere gidiyorsun ama kedilere ağlıyosun daha... manyak mısın?
sosyal tespitler yapasım var hani... yok değil! misal militarist yaklaşımın insan olma özelliklerini tırpanlaması falan gibi... yok girmeyeceğim de! abi asker dediğin de bir insan evladı değil mi ? o da ağlayıp gülemez mi? hayır yarın asker olmamla o hayvancağızlara hakkaten acımamın bağı nedir?
vs... vs...
neyse ya, düşünemicem şimdi.
hadi ben gittim.
bir ay sonra bayağı bi hayvan uzun yazarım sanırsamsa... öbdüm.
hani sırnaşsa tekme atarım! o derece...
lakin, iki üç gündür bizim evin bahçesine üç tane yavru kedi dadandı.
süt falan verdik.
bir gün sonra çarşıya çıkarken bir kedi ölüsü gördüm, ezilmiş... muhtemelen annesiydi.
neden bilmem, severken içim acıdı, gözlerim doldu bir an.
ve garip bir tepki ile karşılaştım.
- yarın askere gidiyorsun ama kedilere ağlıyosun daha... manyak mısın?
sosyal tespitler yapasım var hani... yok değil! misal militarist yaklaşımın insan olma özelliklerini tırpanlaması falan gibi... yok girmeyeceğim de! abi asker dediğin de bir insan evladı değil mi ? o da ağlayıp gülemez mi? hayır yarın asker olmamla o hayvancağızlara hakkaten acımamın bağı nedir?
vs... vs...
neyse ya, düşünemicem şimdi.
hadi ben gittim.
bir ay sonra bayağı bi hayvan uzun yazarım sanırsamsa... öbdüm.
Sokuşturan
HIPHOPotam
zaman:
6:09 AM
Takva
Takva filminden, Muharrem'in Muhittin'e tokat attığı sahneden sonraki konuşma sekansı'nın bir kısmı:
Sadece güle ve dikenine şükretmek yeterli değil. Kul, gül olmadan da şükredendir. Gel, gel otur şöyle, gel… biliyorum kafan karışık şimdi. Hadi topla kendini, hadi. Biliyorum, aklını oynatacak gibisin. Günahın çirkin olmayan tek yanı, onu edilen tövbedir. Tövbe et emi, tövbe et. Beni de yabana atma. Cevapsız soruları kendine sormaktan vazgeç. Bırak, koyver gitsin ...
Sokuşturan
HIPHOPotam
zaman:
1:28 PM
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)